Yaz tatilimin bitmesine tam bir hafta kaldı. Çok mutluyum, çünkü tatilden iyice sıkılmaya başlamıştım. Kaç yıldır ilk kez üç aylık bir yaz tatilim oldu. Belki bunu okulun başlangıcını iyice iple çekelim diye yapıyorlar. Daha zor okul ya, belki daha çok hırsla başlamamızı istiyorlar. E ben de öyle yapacağım.
Artık odamda duramıyorum ve kendimi dışarı atmak zorunda kalıyorum. Evet, yanlış duymadınız! Bütün hayatı boyunca zorunlu kalmadığı sürece evde kalmayı yeğleyen (ve hatta tutturan) ben, bu hallere düştüm.
Geçen gün Promenade(iki yanı çarşı-restoran dolu, arabalara kapalı uzun bir sokak)'a gidip beş-on kere boydan boya yürüdüm. O kadar sıkıldım ki! Zaten evden sıkıldığım için çıkmıştım. Nedense kötü bir günümdeydim ve yürümeye halim bile yoktu. Vitrinlere bakmak sözkonusu bile değildi. Onun için bir yere oturup uzun uzun gelip geçenleri güneş gözlüğümün arkasından seyrettim. Nedense bir Asyalı hastalığı başladı bende. Yani zaten vardı ama çok derinlerde saklıydı. Şimdi sadece Asyalılara dikkat ediyorum. Zaten Japonlar yüz metre öteden kendilerini belli ediyorlar (çok şık ve değişik giyinirler de). Aslında ne yalan söyleyeyim, yakışıklı Japonu arıyordum. Geçen gün kitapçıda görmüştüm ya? Şimdi her an karşıma çıkacakmış gibi geliyor. Tabii onunla bir daha buluşma ihtimalinin çok düşük olduğunu biliyorum, ama kim bilir..?
Neyse, o gün otururken arkadaşım Soha'yı aradım ve o akşam onun evinde kalmama karar verildi. O gece ard arda üç tane çok salak film seyrettik (burada o tür filmlere 'chick flick' deniyor). İçlerinden en güzelleri 13 Going On 30'ydi. New York Minute'le The Prince and Me'yi hiç tavsiye etmiyoruz! Sonra yatağa yatıp bir-iki saat konuştuk ve 5:30'ta yattık. Güzel bir değişiklik oldu.