Birkaç hafta önce dişlerimin birinde minicik bir siyah noktadan kuşkulanıp geçen Cuma'ya dişçiden bir randevü almıştım. Çok şükür çürük değilmiş de, diş tellerimin tutkalıymış, hemen temizleniverdi. Bu arada dişçi 20 yaş dişlerimin alınması gerektiğini söyledi. Babam da durup dururken beni ikna etmeye çalışmaya başladı. O da 20 yaş dişlerinden çok çekmiş, çok fena acırmış, inanılmaz birşeymiş. Dişleri aldırırsam bu acılardan haberim bile olmayacakmış. İnsanların çeneleri gittikçe küçülüyormuş, bunun için artık bütün dişler ağza sığamıyormuş. Dişler çıkacak yer bulamayıp iltihap olabiliyorlarmış.
Yani sonunda çektirmek zorunda kaldım. Soldaki, en arkadaki üst dişim. İlk 20 yaş dişim. Bu dişi geçen sene keşfetmiştim. Bazen okuldan eve dönerken parmağımı ağzıma sokup diş etlerimden çıkmakta olan uçlarını hissederdim.
Dişim çekilirken hiçbirşey hissetmedim, sadece dişçinin o dişi çekerken ne kadar güç sarfettiğini. Acaba uyuşturulmasaydı acıdan bayılana kadar çığlık çığlığa haykırır mıydım? Hiç düşünmek istemiyorum. Diş çıkarılıp bana gösterildi. Kocaman dişmiş. Kanlar içinde. Köklerinin uçları kıvrılmış. O diş benim ağzımdan mı çıktı? Demek en doğrusu buymuş. Diş sağlığım için en doğrusu.
Bu akşam oturma odasına yürürken parmağımı ağzımın sol üst köşesine soktum, ve o dişin köşeleri yerine boşluk hissettim. Nedense çok hüzünlendim. Küçüklüğümden beri en büyük hayallerimden biri, hayatımın sonuna kadar 32 diş sahibi olmaktı. Bugüne dek tek bir çürüğüm olmamıştır ve inşallah olmaz da. Yalnız bu akşam farkettim ki benim bundan sonra artık hiçbir zaman otuz iki dişim olamayacak. Şu an sadece otuz bir dişim var.
Yarından sonra da otuz tane kalacak. Yazın sonunda da yirmi sekiz tane.